Ailesinin kökeni ve bildiği aile büyüklerinin tümünün doğum yeri Gaziantep’tir. Büyük Dedesi Arzuhalci Ali Efendi Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen bir divan şairidir. Eserlerinin çok büyük bir bölümü iyi korunamayıp kaybolmasına rağmen bulunan şiirleri ile “Ayıntablı Mahremi Divanı” isimli bir eser 2012 yılında yayınlanmıştır. Dedesi Ali ÖzalganKöşger Ali Usta lakabıyla tanınan, mahallesinde görüşlerine başvurulan, gerektiğinde hakem görevi yapan, çok sayılan bilge bir kişiydi. Gaziantep Bey Mahallesi’nde bir sokağa adı verilmiştir. Babası ise Gaziantep’in ilk dokumacılarındandır. Sosyal kişiliği, girişimciliği ve birleştiriciliği ile tanınmıştır. Türkiye’nin ilk kooperatiflerinden olan Gaziantep 1.Nolu Dokumacılar Kooperatifi’nin kurucusudur. Ömrünün son günlerine kadar kooperatifin kurduğu iplik fabrikasına hizmet etmiştir. Annesi Ayşe Hanım ise yöresinde daima çağdaşlığın ve Çağdaş Türk Kadınının temsilcisi olmaya çalışan, sayılan, Atatürk İlkelerine içtenlikle bağlı sevilen, bir hanımefendi idi.

İnal Aydınoğlu 1960 yılından beri İstanbul’da yaşamasına rağmen Gaziantep’le bağlarını sıkı bir biçimde sürdürmüştür. Gaziantep’e yürekten bağlı ve fanatik bir Gazianteplidir. 1990 yılından beri Gaziantep dışında yaşayan Gazianteplilerin örgütlü bir biçimde birleşmeleri yolunda çaba sarf etmektedir.

1990–94 yılları arasında İstanbul’daki Gazianteplileri birleştiren Gaziantep Kültür ve Eğitim Derneği’nin başkanlığını yapmıştır. 2000–2004 yılları arasında aynı onurlu görevi bir kez daha üstlenmiştir. Avrupa Birliği’ne uyum yasaları nedeniyle derneklerin federasyon kurma olanağı doğunca; Türkiye’de kurulan hemşeri dernekleri federasyonlarından ilki olan Gaziantepliler Dernekleri Federasyonu’nun kuruluşuna önderlik yapmış. Kuruluş dönemi dâhil 2012 yılı Mayıs ayına kadar Federasyon Başkanlığı görevini sürdürmüştür.

2012 yılında tüzük gereği görev süresi tamamlanınca, Federasyon Genel Kurulu’nun oy birliği ile aldığı kararla Federasyon Onursal Genel Başkanlığı sıfatı verilmiştir.

 

Ayıntablı Mahremi Divanı

 

Gaziantep Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanlığı’nı yapan Sayın Doç. Dr. Halil İbrahim Yakar, 2012 yılında, büyük dedemin (annemin dedesi), Ayıntablı Mahremi Divanı’nı yayınlamıştı. Annem ve teyzelerim çocukluklarını dedeyle birlikte geçirmiş, hatta yazmak için kullandığı ev yapısı mürekkebin yapımına yaptıkları yardımı ve çocukça muziplikleri tatlı bir anı olarak kendi çocuklarına anlatmışlardı. Kentte mesleği ile ilgili lakabıyla tanınan Arzuhalci Ali Efendi’yi 200 sayfalık kitaptan yapılan küçük alıntılarla sunuyorum.

 

“Antepli divan şairleri arasında tasavvufî tarzda şiir yazan pek çok şair vardır. (Yakar, 2007-7). Özellikle XIX. Ve XX. yüzyılın başlarında Antep’teki edebî kültürel ortamın da etkisiyle şairlerin tasavvufa yöneldikleri görülmektedir. Antep’teki tekke ve zaviyelerin faal olmaları, bu alanda şiir yazan şairlerin şiirlerinde etken bir durum olmuştur.

 

Hayatı hakkında fazla bir malumata sahip olamadığımız Mahremi’nin asıl adı Muhammet Ali’dir. Ailesinin halk arasındaki lakabı, “Bahtenizzade”dir. 1265/1848 yılında Antep’te doğmuştur. Mesleği arzuhalcilik olduğu için Arzuhalci Ali Efendi diye tanınmıştır. 1330/1914 yılında şeker hastalığından Antep’te vefat etmiştir. Eşlerinin ölümü nedeniyle dört defa evlenmiştir. İlk eşinden Sabit isimli bir oğlu, son eşinden Mehmet Ali, Arif, Hatice ve Halil isimli çocukları olmuştur. Aile, soyadı kanunundan sonra Erdem soyadını almış, kızı Hatice Hanım da evlenince Özberk soyadını taşımıştır.

 

Nakşibendi tarikatına mensup olan Mahremi’nin şeyhi, yaşadığı dönemde birçok şairin tasavvufî yolculuğuna rehberlik etmiş olan Kilisli Abdullah Sermest Efendi’dir. Medrese tahsili gören Mahremi, Farsça ve Arapçayı okur, yazar ve konuşurmuş. Kendi el yazısıyla yedi Kur’an-ı Kerim yazdığı bilinmektedir. Torununun oğlu Mehmet Salim Erdem’in verdiği bilgilere göre 20 adet şiir defteri varmış. Bazı defterleri çalınmıştır. Eserlerini kaybetmiş olmasının üzüntüsüyle yeni bir divan daha meydana getirmiştir. Nükteli bir insan olan Mahremi, sosyal yaşamında renkli bir kişilikmiş. Mahremi’nin iyi bir eğitim aldığı, özellikle manevi ilimlerde kendini geliştirdiği divanından anlaşılmaktadır. Divanda kullandığı kelime ve kavram kadrosu ile üslubu bunu ortaya koymaktadır.

 

Mahremi, Nakşibendi bir şair olarak düşüncelerinde ehl-i sünnet ve şeriat çizgisindedir. Bunun yanında Alevi Bektaşi geleneğinde çok büyük övgü, sevgi ve muhabbete mazhar olan Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve On İki İmam’a karşı sevgi ve saygısı vardır. Samimi inanmış bir kimse olarak tasavvuf düşüncesi Bektaşi şiir geleneğindeki öğreti ve felsefeye de uygundur. Nakşibendi olmasına rağmen, şiirlerinde

Bektaşi edebiyatının örneklerine de rastlanır. Sünni gelenekteki Nakşibendilik ile Alevi meşrepteki Bektaşilik düşünce sistemini sevgili prototipinde birleştirmiştir. Hz. Peygamber, Ehl-i Beyt, Hz. Ali, Hüseyin, On iki İmam sevgisinin işlendiği şiirlerinde, tarikatları birbirinden ayıran belirgin çizgiler ortadan kalkmış, buna bağlı olarak mürekkep sevgi ve müşterek sevgili tiplerinin bulunduğu şiirler meydana getirmiştir. Hz. Peygamber soyundan gelenlere duyduğu sevgi bir tarikat felsefesinin çok üstünde hakiki aşkla paralellik arz etmiştir.

 

Mahremi, dinî-tasavvufî edebiyat geleneği içinde samimi olarak inandığı fikirleri çevresine yaymak ve içindeki coşkun duyguları, lirizmle dışa vurmak gayesiyle sade ve anlaşılır şiirler söylemiştir. Allah aşkını, peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisini, tevhit akidesini, varlık düşüncesini, vahdet-i vücut felsefesini, dini akideleri, nefis mücadelesini anlatırken şiiri bir vasıta olarak kullanmıştır. Hemen bütün şiirlerinde tesadüf edilen tasavvuf, mensubu olduğu tarikat ve yaşayışıyla ilgilidir. İlhamını ve şairlik yeteneğini mensup olduğu tarikatın emrine veren Mahremi’nin şiirlerinde tasavvuf sisteminin hemen bütün ıstılahlarına rastlamak mümkündür. Şairin tasavvufi duyuşu söze dönüştürdüğü beyitler, hem anlam hem de ahenk bakımından tekke edebiyatının muhteva ve söyleyişine uygundur. Şiirlerinde tasavvufi duygu ve düşüncelerin dışında başka konulara yer vermeyen Mahremi, ilahi aşkın nihai hedefine ulaşmasında nefis terbiyesinde aşılması gereken merhaleleri konu alan manzumeler kaleme almıştır. Aşk babında söylenen her söz ve kavram ilahi aşkın çeşitli derecelerdeki karşılıklarıdır. İnançlı birisi olarak içinden geldiği gibi, duygularını şiirlerine yansıtmıştır. İlahi aşkın lirik yönü, şiirlerinin tamamında görülür.”

06   01